12 Aralık 2010 Pazar

Dil vaziyetleri


Yabancı bir ülkede doğup büyüyen çocuklarda iki dilin ayrımını yapmak başta çok kolay olmadığı için bir süre kafa karışıklığı yaşayıp konuşmaları gecikebiliyormuş. Fakat Zehra ingilizceyle karşılaştığı sırada üç yaşındaydı ve türkçeyi derdini anlatacak kadar biliyordu artık :) Bu yeni dil çok ilgisini çekti ve en kısa zamanda öğrenebilmek için elinden geleni ardına koymadı. Başlarda bana ikide bir gelip her şeyin ingilizcesi soruyordu. Arada sırada kütüphanedeki hikaye saatine katılıyor evde de ingilizce çocuk kitapları okuyorduk. Çizgifilmleri pür dikkat seyredip her söyleneni anlamaya çalışıyordu. Altı ay kadar sonra ingilizce söylenen her şeyi anlayabilecek hale geldi. 8. ayın sonunda da çok akıcı olmasa da konuşabilmeye başladı. O zamandan itibaren mümkün olan her ortamda türkçe yerine ingilizce kullanmayı tercih ediyor. Şu anda konuşması %70 oranında ingilizceye döndü. Ve türkçenin oranı giderek düşüyor. İhsan genelde dil konusunda -türkçe de olduğu gibi- bir kaç hafta geriden takip ediyor Zehra'yı. Ama takipte yani!
Biz evde her zaman türkçe konuşuyor olduğumuz halde türkçeleri bozulmaya başladı malesef. Türkçe cümleleri de ingilizce cümle kalıplarına göre kuruyorlar ("ben bilmiyorum nasıl yapmak" gibi). Zehra eskiden türkçe konuşunca türkçe cevap verirdi ama bu sıralar ben türkçe konuşurken bile ingilizce cevap vermeye başladı. (Misal:
-Zehra ben seni çok seviyorum. Sen de beni seviyor musun?
-Yes anne, I like you too.
-Gerçekten mi? Nasıl seviyorsun beni?
-Like you are SpongeBob and I'm Sandy!)

Bu ingilizce sevdası sanıyorum ki çizgifilmlerdeki çocuklarla özdeşim kurmalarıyla alakalı. Ayrıca bu civarda türk ailelerin çocukları arasında doğru düzgün türkçe konuşan yok. Çocuklar kendi aralarında hep ingilizce konuşuyorlar. Hatta çocuklarıyla ingilizce konuşan türk birsürü anne-baba var. Bizimkiler de "Çocuklar ingilizce konuşmalıdırlar" gibi bir çıkarım yaptılar demek ki bütün bunlardan yola çıkarak.
İhsan Zehra kadar ingilizce sempatizanı değil. O genelde düşünmeden, ağzına nasıl gelirse öyle konuşuyor. İngilizceyi de çoğunlukla Zehra'dan öğreniyor diyebilirim. Zehra oyunlarda kendisiyle hep ingilizce konuşmasaydı şimdikinden geride olurdu herhalde ingilizcesi. Ayrıca hala L, R, C gibi bazı sesleri çıkartmakta güçlük çekiyor. Buna cümlelerin yarısı türkçe yarısı ingilizce oluşu da eklenince ne dediğini anlamakta zaman zaman zorlanıyoruz.

Geçenlerde bir misafirimiz "Türkiye'ye döndüğünüz zaman okulda arkadaşları bunların konuşmalarıyla dalga geçerler" diye takıldı. Sahiden geçerler. Bazen onlara çaktırmadan Osman'la ben bile gülüyoruz konuşmalarına :) Neyse ki döner dönmez okula başlamayacaklar. Umuyorum kısa sürede toparlarlar.

Bir ara bana da "mom" demeye başlamışlardı. Neyse ki her seferinde uyara uyara "anne"yi kurtardık bu dil katliyamından!

3 yorum:

gazoz kapağı dedi ki...

zehra büyüyünce, o dindar, tuttuğunu koparan, çabuk intibak eden, iş bitirici, akıllı ve sayıları hiç bir zaman bir elin parmakları kadar bile olmayan hanımlardan mı olacak acaba? olsa da ona vekalet versek. Mesela ben seve isteye peşinden giderdim.

ayse dedi ki...

o kadinlarla tam anlamadim neyi kasdettigini ama iyi bisey olsa gerek. ben de zehra'nin akli selim sahibi lider yapili bir hanim olacagini saniyorum. osman okul mudiresi filan olur diyor :)

gazoz kapağı dedi ki...

hizmet edebilen pekçok derneği aynı anda yönetebilen, aynı zamanda sıkı iş kadını, evin kendisini boğmasına izin vermeyen, hayran olduğum kadın tipi, yaşlanınca eli öpülesi , gençken insana "çalışma, üretme, faydalı olma" hissi veren kişi. yukarıdan aşağıya beş harfli... ilk harf Z...